Bu yolculuğumuz nereden nasıl çıktı diye soracak olursanız aslında bu arkadaşın videosu ilham kaynağı oldu diyebiliriz. Sonrasında az biraz yaklaşık 5 saat kadar nasıldır nasıl olur gibi araştırmalardan sonra bir team kurarak yola çıktık. Ve bu yolculuk bizim için başka bir macera olacaktı. İlk olarak ne yaparız, nasıl gideriz, finaller bitsin, bütler bitsin, stajlardan önce olsun derken tarih olarak 24’ünde Eskişehir’e Emreler’e doğru yol aldım. Oradan da 25’inde Ankara’ya geçtik oradan da 25 akşam saat 6’da Ankara-Kars “Doğu Ekspresi”ne binmiş bulunduk. Ama bunun öncesinde Eskişehir’de Emreler de ilk iftarımızı yaptık ve ardından geceyi Emrelerde geçirdikten sonra sabah 11’de hızlı tren ile Eskişehir’den Ankara’ya geçtik.
Ankara’da yaklaşık 5 saat geçirdikten sonra sıra gelmişti Doğu ekspresi yolculuğuna. İlk bindiğimizde merak ettiğimiz konu bu sıcaklarda oda da klima olup olmamasıydı. Ne yala söyliyim ben daha eski odalar ve daha eski bir yapı bekliyordum. Ama içerisi baya iyi çıktı. Klima vardı. Yataklar rahattı ve kuşetli yataklı kısımda herkese özel çarşaf vs. veriliyordu. Bu arada söylemeyi unuttum. Trene binmeden önce iyi bir alış-veriş yapmıştık. Gittiğimiz dönem ramazana denk geldiği için iftar ve sahur kısımlarını da halletmemiz gerekiyordu. Baya bir şey aldık ama hepsi neredeyse bitti. Neler aldık diye sorarsanız. Salam, krem peynir, zeytin, ekmek, bisküvitler, herkese kişisel su ve 5lt su. Bunun dışında herkese 2,5lt soğuk çay. Trene geri dönecek olursak. Giderken tren gerçekten doluydu. Bir de normal koltukta giden insanlar vardı. Allah onların yardımcısı olsun 25 saat çekilmez o kısımda. Birde bizden daha rahat bölüm vardı 2 kişilik sadece yataklı odalar. Bu yataklı odalar 2 kişilik olmasıyla birlikte yatakları bizden daha büyük, kendilerine özel lavaboları var, masaları var ve mini buzdolapları vardı. Şu buzdolabı olayı acayip cazip bir olay aslında. Ama klimalar durmadan çalıştığı için ve klimalar ile yiyecek rafının aynı yerde olması içecekleri ve yemekleri korumuş oldu.
Sonra başlasın yolculuk. Hemen pijamalara yöneldik. Biz akşam 6’da binmiştik ve yaklaşık 2.30 saat sonra filan iftar olacaktı. O zamana kadar biraz oturduk, konuştuk, neler yapacağız, neleri beğendik, tren araştırması filan derken iftar vakti geldi ve yemeklerimizi güzelce yedik. Sonrasında işte video çekelim falan filan derken oradan oraya gidiyorduk. Kırkkale, Kayseri, Sivas, Erzurum derken kendimizi Kars’ta buluverecektik ama sadece bu illerin ana garlarında durmakla beraber birçok durakta da durdu. uyuduğumuz uyku gece en fazla 3-4 saatti herhalde. Sonrasında güneşin doğuşu vardı. Nasıl kaçıralım değil mi? Yok yani böyle manzaralar. Yolculuğa çıkmanın güzel tarafı böyle manzaralar görmek aslında. Ve tanıştığın onca insanda cabası tabi ki.
Yolculukta yanımda boş vaktim kalırsa kitap okurum diye bir kitap götürmüştüm ama bizde boş vakit kalmadı. Onu yapalım, bunu yapalım, oturup taş, kağıt, makas oynayalım, yemek yiyelim, laflayalım, video çekelim derken bir baktık gerçekten 25 saat akıp gitmiş. Ve Kars’taydık. Bu arada trenden inmeden önce az bizim kompartman Kars’a gelmeden boşalmıştı. Bizim kompartmanın görevli abisi ilede az laflama şansı bulduk. İşte öğretmen evine nasıl gilir. Ani Harabelerine hangi araçla gidelim gibi bize bazı ipuçları verdi. O ipuçları da baya iyi oldu açıkçası.
Sonrasında GPS’leri açıp öğretmen evine gittik. Giriş kaydımızı öğrenci kartlarımız ile yaptırdıktan sonra iftar için hemen bir yer bulmak için dışarı çıktık. Normalde Kaz Evi diye bir yer arıyorduk ama gittiğimizde taşındık diye bir kağıt asmışlardı. Sonrasında yolda giderken Hanımeli Ev Yemekleri isimli bir yer gördük böyle tam restoran havası değilde daha sıcak bir ev havası tarzında bir yer. Zaten oranın sahibi olan teyze ve kızı bize baya iyi davrandılar. Yiyeceğimiz yemekleri de teyzenin kızı ismini soramadık ama ablamız yaşında bir bayandı. Ablamız neler yiyeceğimizi neler yememiz gerektiğini sıraladı, bizde hepsine okey dedik, her yemekten bir tabak getirdi ve bu sayede hepsinden tatmış olduk. Ondan ye bundan ye derken baya yedik yanlız. Bu arada bir çorbanın ismi kaldı aklımda bir de mantıya benzeyen hengelin ismi, Yok böyle bir mantı, o incelik o üstündeki sos, yani bilmiyorum hayatımda yediğim en güzel mantı olabilir. Bizim Sivas’taki üçgen mantılar gibiydi ama ne yaptıysalar daha güzel olmuştu. Çorbada Ayran aşı idi. Diğer yemeklerde biri kuzu etini bir taşın içinde pişirip getirmişlerdi, ismini hatırlamıyorum, birde topa benzeyen bir şey vardı içinden et çıkıyordu. Onunda ismini hatırlamıyorum. Ama herşey çok güzeldi. Gitmek isterseniz Emiyet Genel Müdürlüğünün karşısındaydı sanırsam tam emin değilim ama öyle bir şeydi. Birde yemekler bitti. Biz dışarıdaki masaya geçip böyle tatlılarımız filan geldi. Çaylarımız geldi. Abi ne güzel zamanlardı be 😀
Sonrasında terkrar yolculuk vakti öğretmen evine döndük. Güzelce duşlarımızı aldık. Öğretmen evinde odalar 3 kişilik ve otelden bir farkı yok açıkçası. Televizyonunuz var, banyo havlularınız var, kişisel şampuan ve sabunlarınız var. Giysi dolabı filan her şey tamamdı. Açıkçası o paraya kalabileceğimiz en güzel mekandı diyebilirim. Sonraki gün sırada Ani Harabeleri vardı diğer bir adıyla Kırk Kapılı Ani. Erkenden kalkan yol alır sözünden sabahın 7.30 da ayağa dikildik. Bu arada gece sahura kalktığımızda yemeğimizi Öğretmen evi karşıladı. Sahura kaldırmak içinde aradılar baya iyi oldu. Girmeden önce sahur mu yoksa sabah kahvaltısı mı diye sormuşlardı.Geri Ani Harabelerine dönecek olursak. Normalde araç kiralayalım dedik ama 150 TL dediler. Ve bu işin birde benzin doldurması vardı. Sonrasında Taksi durağına gidip taksici amcamızla laflamaya başladık. İşte Ani Harabelerine gideceğiz yaklaşık 3 saat de orada duracağız dedik ne kadar fiyat biçersin amca dedik. Amcamız da 150 dedi. Tabiki pazarlık sünnettir. Amca bize ne olur diyince sizden 15 TL daha az alıyım dedi. Amcamız da yanlış hatırlamıyorsam 81 yaşındaydı ama maşallahı vardı. Babası Azerbaycanlı annesi Karslıymış. Normalde Karayollarında çalışmış oradan emekli olmuş. Sonrasında emeklilik ile sabah namazından öğle saatlerine kadar taksi durağında çalışmaya başlamış. Yolda giderken baya lafladık. Ani Harabelerine geldiğimizde giriş ücreti olarak 8 TL ödedik. ve başladık turumuza. Baştan belirtiyim bizi gibi video filan çekimi yapıp gezecekseniz, zaman yetmiyor. Alan baya büyük. Gez gez bitmiyor. Biz üç saatin sonunda deniz kenarında yanmış insanlara döndük. Kıpkırmızı olmuştum. Açıkçası bunu hiç hesaplamamıştım. Ama çok güzel videolar çıktı ve baya eğlendik 😀 Bu arada kısa bir not düşeyim. Ermanistan sınırını Rus Karakolu koruyormuş. Bunu da oradaki Türk askerler konuşurken duyduk. Enteresan geldi. Sonra Ani Harabeleri ile işimiz bitince tekrar taksimize koştuk 15-20 dakika geciktik ama amcamız sağ olsun hiç sorun etmedi önemli değil çocuklar, olsun bir şey olmaz dedi. Amcamız çok iyiydi anlayacağınız. Bulun o amcayı, ismini sormak hiç aklımıza gelmedi ama bulun yani bir şekilde. Çok iyi niyetli tam ton ton bir amcaydı 😀 Güzelde laflıyor.
Öğretmen evine döndüğümüzde direk yeniden duşlarımızı alıp yataklara yuvarlandık. O sıcak altında o kadar çekim yapıp o kadar yol kat ettikten sonra birde oruç var, benim boğaz bildiğiniz kurumuştu ama bu da farklı bir deneyim oldu. Bu arada Kars ile ani Harabeleri arası 40-45 km imiş. Aklınızda bulunsun 30-40 dakika sürüyor yol. Git-gel 1 saat filan. Sonrasında uyandık baktık saat 8’e geliyor tabi Kars’ta 1 saat önce iftar açıldığı aklımıza gelmedi. İftar saatine bir baktık 15-20 dakika kalmış. Bizim ne yemek var ne içecek. Çıktık dışarı 6 tanene döner yaptırdık, geri geldik. Yemeğimizi yedikten sonra oturduk az videoları filan inceledik. Ben şu an yazdığım bu yazıya orada başladım. Derken öteki günkü dönüş yolculuğumuz geldi aklımıza sabah 8 de trenimiz vardı ve ne market açık olur o saatte ne de bakkal diyerek saat 23 gibi gidip oradaki marketlerden geri dönüş için yol hazırlığımızı yaptık. Çünkü önümüzde bir iftar bir de sahur vardı yolda. Dönüşte daha fazla uyuduk gelişimize göre. Baya yorgunluk oluşmuştu bizde. Sonrasında Ankara’ya vardık sonunda. Ankara’da belli bir süre daha geçirdikten sonra Eskişehir ve İstanbul Yüksek Hızlı Tren saatlerimiz gelmişti. Emreyle İsmail Eskişehir’e gelince indiler. Bende İstanbul’a kadar devam ettim. Ama yolda bir uyumuşum anlatamam. Sonrası işte normalde Avrupa yakasında oturuyorum. Pendik’te hızlı tren bitiyor. Bende başlıyorum Kartal Metrosuna kadar yürümeye. Aslında o bölgeden KM20 isimli bir otobüs hattı Kartal Metrosunun oraya gidiyormuş ama baya bekledikten sonra otobüs gelmeyince başladım yürümeye 40 dakikalık bir yürümenin ardından Kartal Metrosundan Ayrılık çeşmesine oradan da Marmaray derken Avrupa yakasına ulaşmış oldum.
Eve vardığımda akşam ezanı 10-15 dakika olmuştu okunalı. Ve böylece bizde bir yolculuğun daha sonuna gelmiş olduk. Son birkaç şey daha söyliyeyim. Biz üç kişi olduğumuz için 4.yatağı da ne olur ne olmaz diye biz almıştık. O yüzden gidişimizde rahat oldu. Dönüşümüzde. Yemek yediğimiz yerdeki abla Kaz etininde tadına bakalım diye bize kaz eti de ikram etmişti. Müesseseden olmak üzere. Ankara Metrosunda video çekmek yasakmış bunu öğrendik aynı şekilde AVM’nin simini hatırlamıyorum ama orada da video çekimi yasakmış. Baya bir şey öğrendik. Ankara çok sıcak. Doğu Ekspresi yazında yapılır fazla kasmayın güzel oluyor. Biz oruçluyken bu kadar eğlendiysek, siz yiyeceklerinizi depolayın süper olur. Trende yemek bölümü var ama pahalı aklınızda bulunsun. Bizim aldığımız 3’lü çizi 2.75 iken orada tanesi 2.75 idi. Kuzu eti baya hoşuma gitti. Ani Harabelerinde zamanında 700 bin kişi yaşıyormuş. Buda çok ilginç gelmişti. Dönüşte yabancı bir arkadaş ile tanıştık. Kanada’dan Türkiye’ye gelmiş. Arkadaşaları ile Türkiye’yi dolanıyordu. Taaaa Kanada’dan Kars’a gelmiş. Biz daha dibimizdeki şehirlere gitmezken adam baya yol kat etmiş. Efsaneydi ve gezmeye devam ediyorlardı.
Size bir soru “Çok gezen mi bilir? Çok okuyan mı?”. Hadi kalın sağlıcakla, Allah’a emanet olun 🙂