Yeni bir yol, yeni bir macera. Yine yeniden camperlar kamp yolunda. Geçen kampımızı hatırlayanlar olabilir. Olmayanlardaşu linktenbir göz atsınlar. Bu seferki istikametimiz Yalova’ydı. Yalova’nın Erikli Yaylasına doğru yola koyulduk. Yolculuğumuza cumartesi sabah, saat 6 gibi çıktık. Metroyla Yenikapı’ya oradan da İDO ile Yalova’ya geçtik. Yalova’dan Çınarcık’a minibüs ile gidip oradan Erikli Yayla’sına yürümeyi planlıyorduk ama yol beklediğimizden uzun imiş. Yolda giderken Enes’in parmağını kaldırıp arabanın birinin durması ile yolumuz öyle bir rahatladı ki. Üstüne bir de yukarıda bir yerde 3’er çay ısmarladılar. Böyle oturup konuştuk filan baya güzeldi. Ve hayatımda ilk defa otostop çekmiş oldum.
Yaylaya vardığımızda ilk işimiz çadırlar kurmak oldu. Ardından hemen kapriye terfi ettim. Sonrasında gecenin karanlık yüzü kendini göstermeye başladığında ve acıkma hissinin de oluşmasıyla ateşimi yakmaya koyulduk. Ateşimizi hallettikten sonra sosislerimizi pişirdik, ton balıklardan birer tane yedik. Marketten muz ve çikolata almıştık. Enes’in internette gördüğü bir tarifi deneme şansımız oldu. Muzu kabuğundan çıkartmadan ortasından iki bir yarık oluşturduk ve bu kısıma kare kare çikolataları sıkıştırdık. Hakikaten baya lezzetli ve tatlı bir şey ortaya çıktı. Gecenin ilerleyen saatlerinde de açtık müzik ve başladık konuşmaya derken erken kalkmanın verdiği bir uyku bastırması sonucu çadırlarımızdaki yerlerimizi alıp bir güzelce uyuduk. Bu arada dağdan kurt ulumaları geliyordu ama sorun olmadı. Tüm gece ben mışıl mışıl uyudum. Tam bir deliksiz uykuydu. Ve ikinci günün sabahına uyanmıştık ki baktım bizimkiler daha uyuyor. Ben sabah 6.36 da ayaktaydım ve kendime yapacak bir şeyler aramaya başladım. Dün hazırladığım
sosis çubuğu ile tek sosis yapabilirken bu sefer çift sosis yiyebileceğim bir çubuk yapma derdine düştüm. Önce kalın bir ağaç dalı buldum. Tabi ki bu ağaç dalı önceden kırılmış ve yere düşmüştü gidipte ağaca dokunmam ben 🙂 Yeni aldığımız bıçaklar gerçekten çok işe yarar bir hale gelmişti. ben bu kadar sivri ve kullanışlı olacaklarını zannetmiyordum açıkçası. Güzelce sopayı temizledikten sonra üst kısmını iki sosis girecek şekilde Hz. Ali’nin kılıcını bilirsiniz o şekil ikiye ayırdım. Bu işlemleri hallettikten sonra baktım bizimkiler uyumaya devam ediyor bede düştüm yolara ilk önce ateşi daha rahat bir şekilde yakabilmek için kurumuş çam iğnesi topladım. Tabi bunların yakılabilirlik oranını yükseltmek için çam kozalağı da topladım. Tüm bunları tamamladıktan sonra sırada çıra tarzı ince odun toplamaya geldi ve en sn olarak ateşi harmanlayacak ve kömür haline dönüşebilecek odunları bulmak gerekiyordu. Etrafta çok fazla yaş odun vardı ve gece nem olduğu için çoğu ıslak bir haldeydi. Kuru odun bulmak biraz zordu açıkçası. Ve ben odun olayını filan hallettiğim sıralarda Eno’da uyanmış oldu. Hafiften kahvaltımızı hazırlamak için ateşi yakmaya başladık. Ateş köz tutunca ilk önce sosislilerimizi yeniden kızartıp yemeye başladık. Bunu bitirince ton balıklarında iki kutu almıştık kişi başı onlardan bir tane daha yedik. En son olarak kutu mısrılar var böyle bardakta satılıyor. O mısırlarımızı da közün kenarına
yerleştirip ısınmalarını bekledik. Tüm işimizi bitirdiğimizde su içmeye gelmişti sıra ama ne varki suyumuz kalmamıştı ve su için ırmağın karşısındaki dağdan gelen sudan doldurup gelmemiz gerekiyordu. Eyvallah gittik ayakkabıları filan çıkardık ayakları suya bir soktum. Anam o ne soğuk öyle. Yok böyle bir soğuk. Elimde su şisesi vardı o suyu ona doldurunca şisenin üstünde yazan doğal dağdan gelen su yazısının hakkını vermiş oldu. Geri döndüğümüzde Yasin’de uyanmıştı. O da yemeğini filan yerken oturup laflamaya devam ettik derken gitme vakti gelmişti. Gitmeden önce güzelce çadırlarımızı topladık, çöplerimizi topladık. Ateşimizi tamamen söndürdük. Arkadaşlar bunlar önemli detaylar, herkes çöplerini filan bıraksa bu kamp alanlarının çöplük olur aklınızda bulunsun. Yere bir şişe kapağı atmaktan bile korkun. O plastik doğada kaybolmaz ve doğaya zarar verir aklınızda bulunsun. Her şeyi topladıktan sonra ağır mı ağır çantalarımız ile yeniden düştük yollara. Bu yollar bitecek gibi değildi. Ve yine yeniden bizim gibi kamptan dönen bir arkadaşımız bizi arabasına aldı. Arabanın içinde 3 mühendis bir de tıpçı olarak bizi Çınarcık’ın girişine kadar getirdi. Oradan da minibüs ile Çınarcık merkeze gidip deniz otobüsümüzü beklemeye başladık. Ve yeniden o mis gibi yeşilliğin içinden betonların merkezi İstanbul’a dönmüş olduk. Bizim gittiğimiz yerde telefon çekmiyordu, ortam yeşillik filan. Kafa o kadar rahattı ki. Sessiz sakin 2 gün. Güzeldi gerçekten. Fırsatınız ve imkanınız varsa bir hafta sonunuzu ayırın ve yola çıkın çünkü yolunuz açık. Şimdi sizi videomuz ile baş başa bırakıyorum.