20 Temmuz öğlene doğru çıktığımız kamp yolculuğumuzda neler yaptık, yanımıza neler aldık, yolda başımıza neler geldi veya gelmedi. Biraz blo görselli belki birazda uzunca bir yazı olabilir ama sabırla okumanız dileğiyle 🙂
20 Temmuz’dan önce planlamaya başladığımız ama genel olarak araştırmaları Eno’nun yani Enes’in üstlendiği kampımız için ilk adımlarımızı atmaya başlamıştık. Kampın ilk göstergeleri olarak Decathlon’dan aldığımız çadır içi ışıklandırma ve çadırlarımız sayılabilir ve gideceğimiz gün çakıları almamız sayılabilir. Kampa toplamda 3 kişi olarak yola çıktık. Enes, Yasin ve Ben. Yasin şoförümüz oldu sayılır. Araba kısmı ondandı.
Gittiğimiz yere geçmeden önce yanımızda neler götürdük onlardan bahsedeyim. Çift çadır götürdük 2 kişilik. Çakı, çatal, kaşık, ışıldak, battaniye, fotoğraf makinesi, kulaklık, uzun paça pantalon, kapşon, poşet, lastik terlik, çakmak, yedek şarj ve batarya, kalem, kağıt, gözlük ve havlu götürdüm ben yanımda ve birde fotoğraflar için tripot aldık. Ne de olsa kişisel arabayla gidiyorduk 😀
Çakıyı daha çok odun kırpmak için kullandım. Kendime sosis çubuğu ve yer delici kazık yapmak için kullandım. Çatal ve kaşığı hiç kullanmadım, kampın verdiği bir özgürlük olsa gerek :D. Işıldak geceleri tuvalete gitmek için, oyun oynarken ateşin yetmediği durumlarda ışık için ve çadırın içinde uyumadığım vakitlerde kullandım. Işıksız olmuyor. Yedek pil almayı unutmayın nolur nolmaz.
Kulaklığı hiç kullanma ihtiyacı duymadım çünkü müzik açıcaksak, açıp hep birlikte dinliyorduk. Kapşon gece soğun da iyi oldu çünkü üstüme örtecek bir şey almadım. Battaniyeyi; mat yerine kullandık. Uzun paça pantolonu ormanda ot batar diye almıştım ama 3 gün boyunca kapri pantolon ile dolaştım.
Yanımda yedek t-shirt iyi işe yaradı terleyince sıralı olarak değiştirdim. Çok sıcak oluyordu ve odun toplarken çok terliyordum ya da ateş başında beklerken.
Fotoğraf makinesi can sıkıntısında fotoğraf çekmeye niyelendiğimizde işe yaradı. Tripotta 3 kişi olduğumuz için 3 kişilik fotoğraflarda zaman ayarı yapıp 3 kişi çekiniyorduk. Terlik deniz çevresinde iş görüyordu. Poşetler çöplerimizi toplamak için baya işimize yaradı veya ıslak shortlar için. Kalem, kağıda not alırım diye düşündüm ama hiç not almadan geri döndük :D. Genel olarak araç-gereçler bu şekilde kullanıldı.
Yolumuzu Yasin’in telefon sayesinde bulduk. Apple Map sağolsun 😀 Yolda giderken çevre marketlerden ve manavdan yiyecek ve içeceklerimizi aldık. Ve kamp alanı arayışımızda Gökçetepe Tabiat Parkının en uç, ücra köşesinde kendimize süper bir yer bulduk.
Süper diyorum çünkü bizi en yakın kişiler 50-60 metre uzağımızdaydı ve manzaramız baya güzeldi ne kadar yamaçtan aşşağıya inince çıkması biraz zor olsa da.
İlk gün vardığımızda güneş batmaya yakın bir zamandı. Hemen az da olsa denize girip yerimize gittik ve çadırları kurmaya başladık. Ardından, odunları oraya kim bırakıp gittiyse Allah razı olsun ilk gece için baya işimizi gördü. İşte ateş, yemek filan derken ve ardından oturup az da oyun oynadıktan sonra çadırlara geçip uyuduk.
Ben sabah 7 olunca dikildim ayağa. Bu tip yerlerde çok uzun süreli yatamıyorum 😀 Bu arada gece enteresan hayvan sesleri duydum, alan ne kadar korumalı olsa da enteresan geldi 😀
İkinci gün ben denizin bana biraz tuzlu gelmesinden ve yanmak istememe duygusunun ağır basması nedeniyle denizden uzak durdum. Enes’da girmedi, sadece Yasin gitti geldi 2.gün denize. Bu arada ikinci günün sabahı bir odun toplamaya çıkmışız efsane oldu. Böyle kamp alanın az dışında ormanlık baya ağaç dolu bir yere girdik.
Yerde yüzlerce kurumuş kozalaklar, dökülmüş dallar vs. vs. Topladığımız odunların sayısı artınca yolda bırakıp bırakıp dönerken alırız diye yol üstüne dizdik. Ama bilin bakalım ne oldu, dönerken gittiğimiz yolu bulamadık ve odunlar yalan oldu. Ama şöyle bir durum var ki o çevredeki odunlar bile bizim hem sabah hem de akşam ki odun ihtiyacımızı baya baya karşıladı.
İkinci gün yine yemek filan derken son buldu ve yine yattık. 3.gün öğleye doğru yola çıkmayı planlıyorduk ve saat 13.00 gibi olsa gerek ya da 12’de tam hatırlamıyorum öyle bir şeydi. Günlük rutinlerimizi hallettikten sonra dönüş yolumuza koyulduk ve ben giderken ön koltukta oturmak yerine bu sefer arka koltuğa yerleştim. Öyle bir yerleşmişimki içim geçmiş uyumuşum. Baya iyi gelmişti.
Benim aklımda kalan efsaneler, denizin çakıl taşı dolu olması ve ayağımı baya yorması, ormanda çalı çırpı toplarken yolu kaybetmemiz ve dönüş yolunu aramamız, ilk defa böyle güzel bir kamp ateşi etrafında arkadaşlarla oturup müzik dinlerken zeytin, biber ve sosis, sucuk yemek.
Enteresan fotoğraf çekimlerimiz, sabah kaktığım da güneşin doğuşu ile oluşan sessiz sakin manzaranın görüntüsü, geceleri müzik eşliğinde oynadığımız oyunların eğlencesi, çadır kurarken iplerin düzgün yerleştirilmemiş olması ve uzun bir çaba sonucu düzeltişimiz.
Parmağımı arı sokması, odun oyarken bıçağın derimi güzelce iki yerden kesmesi, ateşin közünde patates için yumurta yapışımız, ortası oyulmuş taşın içine yumurta kırıp tavadan yumurta yapmaya çalışmam, karpuz kabuğu içinde rafadan yumurta yapmaya çalışımız ve aklıma gelen, gelmeyen bir çok güzel anılar.
Bro’larla baya eğlenceli oldu. Buradan onlara da selam olsun.