Bu bölümde Harvard Üniversitesi'nde research fellow olarak çalışan ve University of Massachusetts Lowell'da doktoraya başlayan psikolog Merve Armağan ile birlikteyiz. Konuşma; lisans yıllarında nasıl uluslararası araştırma deneyimi biriktirdiğini, yüzlerce soğuk e-postayla laboratuvar kapılarını nasıl açtığını, research fellow ile lisans asistanlığı arasındaki farkı ve etiket yerine öğrenmeye odaklanmanın neden daha sürdürülebilir bir başarı yolu olduğunu anlatıyor.
Merve, İstanbul Şehir Üniversitesi Psikoloji bölümü 2016 mezunu. Üniversite hayatı boyunca yaz okulları ve araştırma asistanlıklarıyla ağını genişletmiş: birinci sınıf yazında Kaliforniya Üniversitesi'nde organizasyonel psikoloji ve topluluk önünde konuşma derslerini kredili almış, kredilerini kendi üniversitesinde saydırmış. İkinci sınıfta bir araştırma merkezinin yaz okuluna kabul olmuş, üçüncü sınıfta Harvard'da araştırma asistanı olarak çalışmış. Mezuniyetten sonra tekrar Harvard'a research assistant — Türkçe karşılığı araştırma görevlisi — pozisyonuyla dönmüş; konuşma sırasında UMass Lowell'da PhD'ye başlama sürecini de aktarıyor. Bu yol, tek bir prestijli okula kilitlenmekten ziyade alanda görünür olup doğru insanlarla bağ kurmaya dayanıyor.
Araştırma asistanlığı başvurularını çoğu kişinin sandığı gibi merkezi bir portaldan değil, laboratuvarlara ve hocalara tek tek yazarak yaptığını söylüyor. Yaklaşık yüz e-posta göndermiş; kabul gelince Dan Gilbert'ın laboratuvarında staja başlamış, aynı dönemde Harvard Business School'da Amy Cuddy'nin laboratuvarında da çalışmış. Asıl ilgi alanı gruplar arası çatışma ve sosyal psikoloji olduğu için alanda duayen sayılan James Sidanius'a yaz döneminde bile randevu alıp CV'siyle görüşmüş. Mezuniyet sonrası post-bac research assistant adıyla bir yıllık pozisyona geçmiş. Doktora tarafı ise çok daha resmi: GRE, TOEFL, niyet mektubu, beş hocadan referans mektubu ve yaklaşık on dört başvuru. Süreç hem zaman hem duygusal yük açısından ağır; laboratuvar çalışırken bile başvuruya ayrılan haftalar olmuş. Doktora başvuru sürecinde Clark Üniversitesi'nden de görüşmeye çağrıldığını; UMass Lowell'ı kabul ettikten sonra teaching assistant görevleriyle ders anlatma, notlandırma ve sınav gözetmenliğinin yanı sıra kendi derslerini alıp araştırmaya devam edeceğini anlatıyor. Referans mektupları için beş hocadan talepte bulunmuş; her okul üç istediği için kombinasyonlarla dağıtarak hocalara yük bindirmemeye çalışmış. Başvuru tarihlerinin Aralık-Ocak aralığında toplandığını; bekleme sürecinin başvurudan daha yıpratıcı olduğunu söylüyor.
Research fellow rolünü lisans asistanlığından net biçimde ayırıyor. Lisans döneminde daha çok veri girişi, özet yazma, katılımcı yürütme gibi görevler varken; mezuniyet sonrası kendisine literatür taraması, ölçek seçimi ve bir projede A'dan Z'ye sorumluluk gibi doktora adayına yakın işler verilmiş. Ağır istatistiksel yorumların genelde hocalarda kaldığını, asistanlardan mucize beklenmediğini de vurguluyor — başvuru korkusunu azaltan pratik bir çerçeve çiziyor.
Yaz okullarının doktora kadar sert kabul eşikleri olmadığını, İngilizce yeterlilik ve programı neden istediğini anlatan bir formla ilerlendiğini belirtiyor. Utrecht'teki yaz okulu için de benzer bir ikna süreci yaşamış. Araştırma odağında mutluluk ve örgütsel psikoloji deneyimlerinden sonra ayrımcılık, azınlık-çoğunluk dinamikleri ve özellikle dini ayrımcılık ile başörtüsü ayrımcılığına kaymış; doktora niyet mektuplarını elit azınlıkların çoğunluğu ezebildiği tezi üzerine yazmış. Uzun vadede göç psikolojisine yönelmek istiyor: Türkiye'deki Suriyeli göçmenlik gerçekliğini yalnızca Batı kavram setleriyle değil, yerel okumalarla beslenen bir literatüre dönüştürmeyi hedefliyor.
Başvuru kaynaklarını çoğunlukla tek başına internetten öğrendiğini söylüyor. İkinci sınıftayken alanını henüz tanımadığı için şizofreniden tutun klinik ve örgütsel psikolojiye kadar geniş bir yelpazeye mail atmış; zamanla maillerini profesyonelleştirmiş. İlk mesajların jenerik olduğunu, sonra soyad ve unvan kullanarak ciddileştirdiğini anlatıyor. Amerika'yı herkesin sıfırdan keşfetmemesi için deneyimlerini paylaşmaya özen gösteriyor.
Tercih dönemindeki öğrencilere kampüs estetiğinden önce akademik kadro, laboratuvar imkânı, hocaların yayınları ve İngilizce akademik formasyonu öneriyor. Klinik bile olsanız literatüre hakim olmak için İngilizce eğitim şart diyor; hafta sonu kısa eğitimlerin içinin çoğu zaman dolu olmadığını düşünüyor. Lisansın birinci sınıfında erken diye beklememelerini; kendi hocalarıyla proje ve lab ilişkisi kurmalarını, sonra diğer üniversitelere ve yurt dışına açılmalarını söylüyor. Türkiye'deki diğer üniversite hocalarına da gidip çalışmalarına katılmayı denemiş. Üst sınıflarla ve deneyimli kişilerle konuşmayı, bütünleşik doktora ve burslu eğitim gibi seçenekleri ancak tecrübe etmiş biriyle görüşünce anlaşılabileceğini hatırlatıyor.
Başarıyı Harvard etiketi peşinde koşmak olarak değil, öğrenmek, kazanmak ve kazandırmak ekseninde tanımlıyor. Hırsın ölçülü olması gerektiğini; aracın amaca dönüşmesi halinde gözün kapandığını söylüyor. Kendisine gelen maillerde sık sık "Harvard'a nasıl girerim" sorusu olduğunu; oysa kendisinin etiket için değil, alana ve ülkeye katkı için yola çıktığını vurguluyor. Seriye tavsiyesi ise MIT'de bilgisayar ve siyaset bilimi çap yapan, İstanbul Erkek Lisesi mezunu Mehmet Efe Akengin.
Öne çıkanlar: soğuk e-posta ile lab ağı kurmak · research fellow vs lisans asistanı · GRE/TOEFL + 14 doktora başvurusu · yaz okulu gerçekliği · göç ve ayrımcılık araştırması · etiket değil öğrenme · erken lab deneyimi · bütünleşik doktora farkı